Gıda zincirinde sihirli formül ne?

 Gıda zincirinde sihirli formül ne?

Gıdada yıllarımız ‘üretici az kazanıyor, tüketici pahalı yiyor’ söylemini yaşayarak geçiyor. Toprak zengini Türkiye’de üretim sarmalındaki en önemli sorun olarak bu çıkmaz görünüyor. Sanayici, değer zincirinin temelinde üretici olduğunu belirtirken; karşı karşıya getirilen sistemlerin, verimliliğe odaklı bir üretim modelinde ortadan kalkacağını vurguluyor.

Bu geniş ve verimli topraklar, fedakar üreticilerle, Türkiye’de gün geçtikçe artan sayıda tüketiciye ürün sağlarken, diğer taraftan bu ürünler tüm dünyaya da ulaştırılıyor. Başta küçük aile işletmeleri, köylerinden dünyaya açılan kapıdan belki de yüz milyonları besliyor.

Perakende noktalarına, ihracata uzanan bu yolda sıkıntılarını dile getiren üretici; örneğin geçen yıl tarlada 50 kuruş gibi düşük bir fiyata satın alınan şeftalinin şehirde nasıl 4 lira olduğuna şaşırıp durdu. Tüketici de pahalıya yemekten şikayetçiydi.

Aracı’ dediğimiz yapılanmalar, gıdanın hale gelene kadar yaşadığı kayıplar, lojistik maliyetler derken üstüne pek çok kere fiyat eklenen ürünler üreticiye kazandırmazsa bizler de kazanamayız.

Buradan hareketle yazı dizimizin son bölümünde ambalajlı ürünler ve ihracat yönüyle gıda ürünlerinin durumunu konuştuk. Üretici tarafında bir kooperatifleşmenin önemine dikkat çekilirken, Türkiye gıda üretimindeki değer zincirinin temelinde üretici olduğu vurgusu yapıldı.

Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Başkanı Tarık Tezel, Türkiye’nin tarımsal üretimin doğru ellerde işlenerek tüketicilerin eline geleceği noktada yanlış bilgilendirmeler sonucunda üretici/perakendeci ve sanayicinin karşı karşıya getirildiğini söyledi.

Bu noktada bir ‘değer zincirine’ vurgu yapan Tezel, “Başta üretici olmazsa gıdada bu değer zincirimiz olmayacak. Bitkisel üretim ve hayvancılık gibi temel sistemimize azami hassasiyet ile bakmamız lazım. Zincirin en ufak bir bölümüne zarar gelmesi hepimiz için büyük sorun olur. Soru sormak ve cevap istemek tüketicinin en büyük hakkı.

Bu değer zincirini iyi organize edersek üretici kooperatiflerinin gerekli fonksiyonlarını sağlarsak, kalite ve verimlilik odaklı bir üretimi ortaya koyabilirsek o zaman ‘üretici ucuz üretiyor, tüketici pahalı yiyor, aracı kazanıyor’ ifadelerinin yanıtları kendiliğinden verilmiş olacak” diye konuştu.

Küçük işletmelerin birim başına düşen maliyetlerle başa çıkamadığını anlatan Tarık Tezel, bir ölçek ekonomisi oluşturarak doğru planlama ile optimize edilebileceğini ifade etti.

Türkiye’de yıllık ortalama 22 milyon ton süt üretiminin ancak 10 milyonunun kayıtlı olarak sanayi işletmelerinde işlendiğini kaydeden Tezel, “Geri kalanı halk sağlığını tehdit eder boyutta karşımıza çıkıyor. Bu yeni tip koronavirüs salgınını yaşadığımız günlerde de tüketiciye mutlaka hijyenik, mutlaka ambalajlı gıda çağrımızı tekrarlıyoruz. Tüketici tedarik konusunda telaşlanmasın. Ükenin gıda üretimi bu ülkeyi doyurabilecek hatta fazlası kapasiteye sahip” dedi.

Tezel, kişisel tedbirler arasında; kişisel hijyen ve evde kalmaya özen göstermenin önemine dikkat çekerken, sağlıklı yaşam için hayvansal proteinin kaynağı olarak süt ve kırmızı et ile ilgili bilgiler paylaştı. Tezel, şöyle devam etti:

“Türkiye’de her gün üretilen 62 bin 900 ton sütün 30 bin tonunu, HACCP (Kritik Kontrol Noktalarının Tespiti ile Tehlike Analizleri) süreçleri altında hijyen koşullarında almaya, işlemeye, süt ürününe dönüştürmeye ve tüketiciye ulaştırmaya devam ediyoruz. Tüketicimizin sütsüz, yoğurtsuz, peynirsiz kalması söz konusu değil.

SETBİR üyesi kırmızı et üreticileri ve hayvan besicileri de üretmeye devam ediyorlar. Koronavirüs nedeni ile tüketicimizin kırmızı etsiz kalması söz konusu değil.”

Mayıs ayında işler toparlamaya başlar

Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Senih Yazgan, yeni tip koronavirüs sürecinin tüm dünya için çok önemli bir ders çıkarma fırsatı olduğunu ifade etti. Özellikle sağlık, eğitim ve gıdada yeterli ve hazır olmanın öneminin tekrar tecrübe edildiğine dikkat çeken Yazgan, “Tarım bir ülkenin var olabilmesi için temel bir unsur. Vazgeçmeden, yoğun bir emekle daha bilimsel ve modern yaklaşımla tarımı şekillendirmemiz gerektiğini bize öğretti” dedi.

Yine bu dönemde ‘stratejik’ ürünlerin üretimi ve onlardan elde edilen endüstriyel ürünlerin değerinin bir kez daha görüldüğünü kaydeden Yazgan, “Ekonomik olmasa bile, üretiminden vazgeçmeden ve onlardan elde edilecek endüstriyel ürünlerden faydalanmak için yeni bir politika geliştirilmeli” değerlendirmesini yaptı.

‘Fırsat olabilir’

Senih Yazgan, ihracatta şu süreçte ülkelerin ulaşılabilirliği konusunda pek çok sıkıntı olduğunu belirtirken, Türkiye’nin alacağı önlemlerle bu süreç ardından avantajlı durumda olabileceğini dile getirdi. Yazgan, “Mayısta sıcaklıkların artışıyla birlikte hastalığın azalışını göreceğimizi umarak, ihracatın önünün de açılabileceğini bekliyoruz. Sabırlı davranmak gerekiyor. İhracatın mayısta yine tam kapasitemizle başlaması ve tarla üretiminin de devreye girmesiyle üretimde Avrupa Birliği için bu durum fırsata çevrilebilir. Güvenli ürünler olarak daha çok tercih edilebilir. Ancak üretimi yapan da, yaptıran da, paketleyen de hijyen koşullarını en üst seviyede oluşturmalı. İhracatı şu süreçte artırabilmek içinse aracı, dorseyi, çekiciyi her ülke kendi kapısındaki nihai noktada kendi güvendiği şoförle aldırabilir” diye konuştu.

Sebze ve meyvede gücümüz yüksek

Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Nejdat Sin, Türkiye’nin yaş sebze ve meyvede kendine yetebilecek bir ülke konumunda bulunduğuna vurgu yaparken, ihracatta dünyada ilk 5 içinde olduklarını dile getirdi. Türkiye yaş meyve sebze ihracatının yüzde 80’inin birlikleri üzerinden yapıldığını anlatan Sin, mevcut dönemle ilgili şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yeni tip koronavirüs salgını bütün dünyayı etkiledi. Bizden kaynaklanmayan sorunlarla karşılaşıyoruz. İtalya ve İspanya gibi riski yüksek ülkelere ihracat yapan üyelerimiz var, etkilenmemek mümkün değil. Yine Kapıkule’deki karantina uygulaması nedeniyle işler yavaşlıyor. Ancak biz işimize devam ediyoruz. Salgın ortaya çıkana kadar ihracatçı olarak iyi bir sezon geçiriyorduk. Örneğin rublenin değer kaybı var; Rusya’ya onların para birimi ile satıyoruz. Orta Doğu’ya ulaşım sorunu var. İhracatımız başta Rusya, Irak, Romanya, Ukrayna ve Almanya olarak sıralanıyor. Bizim ülke açısından bir tedarik sorunumuz olmaz; ulaşabildiğimiz ülkelere de ulaşmaya devam ediyoruz. Doğu Akdeniz Bölgesi olarak sadece narenciye değil, başlattığımız sert çekirdekli dönem ile (kayısı, şeftali ve nektarin) bu meyvelerde çok önemli bir pay alacağız, ciddi bir üretim ve kalite var.

Benzer Haberler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.